Breaking

LightBlog

9 Mart 2016 Çarşamba

Rüya tabiri - Uyku ve Ölüm

Rüya insan hayatının önemli bir bölümünü teşkil etmektedir. İnsan ömrünün üçte biri uykuda geçmektedir. İnsan uykuda çeşitli rüyalar görmekte, ama buna rağmen insanların çoğu uyku ve rüya hakikatinden habersiz bulunmaktadır.

Rüya aleminde sen varsın, etrafında aynen uyanıkken olduğu gibi canlı, cansız çeşitli varlıklar var. Ve sen uyanık olduğun süreçte bilinçaltı'ına (alt beyin) beş duyu vasıtasıyla nasıl bir format attıysan onun sonuçlarını yaşıyorsun (kızıyorsun, acı çekiyorsun, kıskanıyorsun, korkuyorsun, seviyorsun, mutlu oluyorsun) bedenin çeşitli deformasyonlara uğruyor(parçalanıyor, bozuluyor, kırılıyor) sonra tekrar eski haline geliyor. Fakat, asla yok olmuyor. Rüya' da bedene ne olursa olsun, bilincin oluşturduğu beden devamlı eski haline gelmek suretiyle programının sonuçlarını (cennetini veya cehennemini ) uykuda olduğu süreçte yaşamaya defalarca devam ediyor..

Aslında uyanıkken veya uyurken yaşananlar, beynin gelen frekansları o an’a kadar ki oluşmuş programı dahilinde yorumlayarak, bize seyrettirdiği illüzyon dan başka bir şey değildir. Görüntüler dijital kişiliğin, zihinsel projeksiyonlarıdır. Çünkü madde yoktur. Algılama(gözlem) vardır. Algılama da, algılandığı (gözlemlendiği) boyutu madde diye değerlendirir.

Her boyut algılandığı (gözlemlendiği) şartlara göre kendi maddesini, dünya-sını oluşturmaktadır. Gerçekte algılanan her şey algılayanın zihnin de oluşan imaj'dan başka bir şey değildir.

Evren'den aldığımız kozmik frekans dalgalarının üst beynimiz (korteks)in programı dahilinde beş duyu ile yorumlanması sonucu, dünya-mız olarak kabul ettiğimiz beden ve zaman boyutu oluşur. Uyku sırasında beyne beş duyudan gelen verilerin kesilmesi sonucu ise üst beyin devre dışı kalır. Ve insan zamansızlığın ve mekansızlığın hakim olduğu alt beyni (mikro kozmos) da bilinçsel olarak yaşamaya başlar.

Dünya yaşamı süresince İnsan beyni  evrenden gelen frekans dalgalarını beş duyusunun vasıtasıyla yorumlar. Ve bunların sonuçlarını milyonlarca yıllık bilgi/data birikiminden oluşmuş, alt beynin verilerine ilave ederek yeni bir veri tabanını/programını her an oluşturur. Oluşan bu veri tabanı gelen frekans dalgalarını yorumlayarak sembollerle açığa çıkarması neticesinde de  insan “rüya” denilen boyutu yaşar. Aslında bu sürecin devamlı olması halinde de “ölüm” denilen olay yaşanır. 

Hz. Muhammed “Uyku, ölümün kardeşidir” şeklindeki hadisi ile bu konuya dikkat çekmiştir. Bundan dolayı beş duyunun devrede olduğu dünya yaşamı süresince, bu sistemin en iyi şekilde kullanılarak, alt beynin programında gerekli olumlu formatlamanın yapılması çok önemlidir.

Kuran’da (Zümer suresi/ 42) uykunun mahiyet ve hakikati şu şekilde ifade edilmiştir: “Allah, ölenin ölüm zamanı gelince hükmettiği canı alır, ölmeyenin de canını uykusunda iken alır. Ve ölüm zamanı gelene kadar bırakır. Şüphe yok ki, bunda iyi düşünecek bir kavim için ibretler vardır.” 

Dolayısıyla bu ayetten de anlaşıldığı üzere, İnsan ruh ve bedenden oluşan bir varlıktır. Ölüm ve uyku esnasında beden ve bilinç/ruh ilişkisi kesilmektedir. Uyku ölümün zayıf bir şeklidir. Uyku sırasında ruhun ve bedenin ilişkisinin kopması tam olarak gerçekleşmemektedir. 

Her kişinin programı/veri tabanı birbirinden farklı olduğundan gelen frekansların beyin tarafından yorumlanması herkes için değişik mesajları içermektedir. İki ayrı kişinin gördüğü aynı semboller (kuş, balık, ev, para, çocuk) görenin kendi veri tabanı doğrultusunda beyin tarafından deşifre edileceğinden, otomatikman kişiye özel birbirlerinden farklı mesajlar oluşacaktır. 

Bu yüzden “rüya tabiri”  kitaplarına bakmakla taklit yolu ile rüya tabir edilemez. Çünkü “rüya tabiri” şahsa ve zamana göre farklılık gösterir. Rüyalar beyin sentezlerinin sonuçları ve kişinin beyin veri tabanına göre oluşmuş görüntü sembolleri olduğu için konunun ehli kişiler tarafından yorumlanması yani sembollerin deşifre edilmesini gerektirir.

Rüya tabiri yorumu yapan kişinin sezgisi, ilmi, bilgisi oranında sağlıklıdır. Doğru bir değerlendirme için öncelikle yorum yapan kişinin holografik bakış ve değerlendirme ile rüyayı gören kişiyi okuyabilmesi gerekir.
Rüyalar yorumlanmadığı sürece kayıtsızdır. Sınırsız ve sonsuz bir özgürlük alanıdır. İçeriğinde kişinin bir şekilde asıl gerçekliğini barındırmaktadır. Yorum yapılana kadar görülen rüyalar muallakta, askıdadır. Anlatılıp, yorumlanınca kayıtlanmış bir form’a sokulmuş olur. Yapılan yorumlar ise mutlak değil, görecelidir. Yorumlayanın kapasitesi ile orantılı olarak kayıtlanmış, sınırlandırılmış, bir forma sokulmuş olan rüya kabullenme ile de mana’dan, madde’ye dönüşerek Dünya(mız)da ki müspet veya menfi sonuçlarını doğurur. 

Hz. Muhammed bu gerçeği bir hadisinde (Ebu Davud/ 5020) “Rüya yorumlanmadığı sürece bir kuşun ayağı üzerindedir. (yani istikrarsızdır) Yorumlandığı zaman (yorumlandığı şekilde) gerçekleşir. Sen onu (seni) seven ve (rüya tabirini) bilen kimseden başkasına anlatma’ buyurdu.” Şeklinde ifade etmiştir. 

Hadislerde, Hz. Muhammed’in rüyalarına genişçe yer verilmiş ve rüyanın insan hayatındaki yerine ve önemi ifade edilmiştir. Hz. Muhammed’e ilk vahiy uykuda sadık/salih rüya şeklinde gelmiş ve altı ay müddetle bütün vahiyler rüyada vuku bulmuştur.

Uyku ve rüya Kuran’da önemle bahsedilen konulardandır. Sadece Yusuf suresinde üç önemli ve kader belirleyici rüyaya değinilmiştir. (Yûsuf suresi 12/5/43/100-İsrâ suresi 17/60- Sâffât suresi 37/105) Hz. İbrâhim, Hz. Yûsuf ve Mısır hükümdarının gördüğü rüyalardan söz edilmektedir. (Feth suresi 48/27) Hz. Peygamber'in gördüğü bir rüyanın yüce Allah tarafından doğru çıkarıldığı belirtilmektedir.

Sayfalar

Adbox